Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Buna uygun olarak da ekonomide ve siyasette çok önemli gelişmeler oluyor. En son yaşanan Berlin seçimlerinde Elif Eralp'ın zaferi ve Türkiye'de Mansur Yavaş'ın istifası...
Çok fazla söz kullanıp kafa yormadan görüşlerimizi ortaya koyalım.
Öncelikle Mansur Yavaş ve arkasından gelen 8 başkanın istifasıyla başlayalım. Türkiye'de kişiler üzerinden siyasetin iflasını halk; 1999'da yüzde 21 ile birinci yaptığı Ecevit'i, 2002'de sıfıra indirip sonuncu yaparak herkesin gözüne soktu.
Türkiye'de halkın verdiği dersi de çabuk unutuyoruz ve hala kişiler üzerinden siyaset yapıyoruz. Sorun Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Ahmet, Mehmet sorunu değil. Sorun başka...
*
Gelelim Berlin'in verdiği derse.
Dünya'da neoliberal bir ekonomik sistem olanca acımasızlığı ile yürüyor. Liberal demokrasinin de; bir kuralı, hukuku, düzeni vardır. Neoliberalizm de bunların hepsi büyük yaralar alıyor. Yaşıyoruz. Görüyoruz. Bu ekonomik düzen; daha çok hakimiyet istiyor ve ardından doğal olarak gelen baskı. Ve bu ekonomik düzen; uzun yıllardır Almanya siyasetinin belirleyicisi olan ve merkezde yer alan Hristiyan Demokratları Berlin'de baraj altına göndererek sandığa gömdü. Sosyal demokratların durumu ise berbat. Buna karşın ülkede aşırı sağ ve sol güçleniyor. Aşırı sağ düzeni sürdürmek için baskıyı beraberinde getirip önerirken; sol, halkın sorunlarına; konutların kamulaştırılması, kiraların sınırlandırılması vb. radikal çözüm önerileri sunuyor.
Türkiye'de de; Menderes, Demirel, Özal çizgisindeki liberal merkez siyaset çoktan çöktü. Yerini muhafazakarlar aldı. Onlar da, uluslararası destek ve rakiplerinin dağınıklığı ile uzun süredir iktidar. Zaman zaman halkın temel sorunlarına ve taleplerine de eğilebiliyorlar. Örneğin ulaşımda metrobüs, Murat Kurum'un kiralık konut uygulamasını başlatması. Ya da bazı üstü örtülmüş faili meçhul dosyaların yeniden açılıp aydınlatılma girişimleri. Gerçekleşirmi bilmem ama 40 yılı aşkın bir terör sorunun çözme çabası. CHP'li büyükşehir belediyeleri; eğlenceye harcadığı parayı konut sorununa harcasa çok daha toplumun kanayan yarasına parmak basmış olacaklardı. Ama nerede? Bürokratı bile emeklinin asgari ücretlinin 12 aylık kirasına eşit aylık kiralık villada oturabiliyor. Bu ve benzeri yanlışlarda sizin halkın umutları ve beklentileriyle özdeşleşmenizi yok ediyor.
Ondan sonra ne derseniz deyin.
Aslında dünyanın bu ekonomik sisteminde yaşanan gerçeği Tom Barrack açıkca söyledi. "Ortadoğu gibi ülkelerde demokrasi olmuyor, monarşi lazım' dedi. Yani "Uygulanan ekonomik düzeni demokratik yapıda götürmek mümkün değil" diyor. Ardından patlıyor savaşlar.. Ukrayna'da, İran'da, Suriye'de.. Lübnan'da, Gazze'de..
Halk ise; artan kiralardan, talebi karşılamayan konut üretiminden, düşen ücretlerden, hergün sarsılan ekonomiden ve düzensiz göçlerle ortaya çıkan büyük problemlerle boğuşuyor.
Gelirler borçların faizlerini ödemeye yetmiyor.
Böyle bir ortamda halkın umudunu örgütleyecek siyasete ihtiyaç var. O projelere, o yöntemlere ihtiyaç var. Ahmet'e, Mehmet'e falan değil. Artık kimsenin gözünde kimin nereye gittiği, kimin nereye geldiğinin bir önemi kalmadı. Herkes derdine çare arıyor.
Özetle; kendi sorunlarını çözemeyen bir muhalefet halkın sorunlarını nasıl çözecek? Halka nasıl güven ve umut verecek?