Türkiye’nin  nüfus açısından en büyük ilçesi Esenyurt ‘un Belediye Başkanı Prof.Dr. Ahmet Özer seçimden sonra basının karşısına çıkan ilk belediye başkanı oldu.  

Üniversitelerde biz derslerimize gelen değerli bilim insanlarına ‘Hocam’ diye hitap ederdik. Bu nedenle Ahmet Bey’e ‘Sayın başkan, başkanım’ gibi hitaplar yerine, ‘Hocam’ demeyi uygun bulduk. Bazı gazeteci arkadaşlarımızın da bu hitabı tercih ettiklerine şahit oldum.  Ve biz hocalarımızı ayrımsız;  sevip, saygı duyduk. Yargılamak yerine onlardan faydalanmayı tercih ettik. Bu bağlamda Ahmet Hocamızın toplantısıyla  ilgili de,  yaptıklarını, konuşmalarını, sorulara verdiği yanıtları sizlerle paylaşacağız.

*

Hocamız, bayram tatilleri ve hafta sonlarını da çıkarırsanız daha onbeş gün bile olmadan kadrolar konusunda önemli adımlar atmış.  

‘Başarılı bir yönetici iyi ekip kuran yöneticidir’ sözünü paylaştı bir soruya yanıt verirken.  Bu anlamda; kendisinden önce başkan adayı olarak açıklanan ancak daha sonra adaylığı alınarak büyük bir mağduriyete uğrayan Ali Gökmen’i  Genel Koordinatör olarak birlikte çalışmaya ikna etmiş. Yine iddialı aday adaylarından Engin Doğru’yu danışman olarak kadrosuna katmış.

*

Ahmet Hoca; sağlık sorunu (Üşütme) nedeniyle iptal etmesi gereken toplantıyı ‘Gazetecilerin toplantısı iptal edilmez’ diyerek iptal etmeyip katılıyor. Üstelik başka toplantılarını da iptal etmiyor o gün için. Kahvaltı, ardından konuşması sonrası 15 dakika kadar bir süre soru almak istiyor. Ancak sorular arka arkaya.. ‘Bütün soruları bugün sormayın. Daha bir araya geleceğiz” diye uyarıyor ve nihayet soru almayı sonlandırıyor.

Soruları yanıtlarken, bir ara bir arkadaşa dönüp, ‘Sen soru soracaktın soramadın diye bana yan yan bakıp duruyorsun. Sorda sende kurtul ben de kurtulayım” deyince attığımız kahkahalar kahvaltı salonun dışından duyulmuştur heralde.

*

Hocaya ‘Belediyenin hangi işleri taşeronda ve geçmişte belediye başkanı ve  belediye başkan yardımcılarının isimleri bazı tesislere verildi bunları değiştirmeyi düşünüyor musunuz?” diye iki soru sormuştum.  Soruları oturduğu yerden yanıtlıyorken, benim sorumun yanıtına geldiği sırada birden ayağa kalktı ve tüm içtenliğiyle ‘Hangi işler taşeronda? Hangi iş taşeronda, müteahhitte değil ki. Nerdeyse bütün işler müteahhitlerde. Belki de şu yediğimiz yemeği bile taşeron organize ediyordur. Niye böyle yapıyorsunuz? Dedim. Bu işlere bir bakacağız” şeklinde yanıtladı. 

Taşeron,müteahhit işleri o kadar kafasına takılmış olmalı ki, benim ‘isimlendirme’ ile bağlantılı ikinci sorumu yanıtsız bıraktı.

*

Hocamız adaylığının açıklandığı günün ertesinde yaptığı toplantıda ‘Beni tanıdıkça seveceksiniz’ demişti.

Açıkça ifade etmeliyim ki; ‘Yan yan bakıp duruyorsun sorda sen de kurtul ben de kurtulayım’ ve ‘Hangi işler taşeronda değil ki. Belki şu yediğimiz yemeği bile müteahhit organize etmiştir’  yanıtları içtenliğini ortaya koyan yanıtlardı ve  sempatiyle baktığım yanıtlar oldu.  (Gazetecilik işte. Ne desek yorumsuz olmuyor!)

Yazıyı iki hatırlatma ile bitirmek istiyorum. 

-Ahmet Hoca bir gün sonra;  o gün toplantıya katılamayan bir gazetecinin tepkisi karşısında kendisini arayıp dinliyor. 

-Yine Hocamız,   sağanak yağmurda ıslanan köpeği tahta parçasıyla koruyan çocuğu makamında ağırlamıştı ya. Sadece hatırlatmak istedim: Nasıl yorumlarsanız.

-

Bahardayız. Bahar doğum günleridir.  Bu nedenle mevsimlerin en güzelidir.  Bahar tadında günleriniz olsun.