Eskimeyen Yazılarım
'İNSANCA BİR DÖNÜŞÜM
HAREKETİ' OLARAK AŞK -2
*
Doğa, iki karşı cinsi yoğun ısrarla birbirine iterken bilindiği gibi Fransız şair Louis Aragon’a (1897 – 1982) göre, “mutlu aşk yok”!
Ama yine de iş, Fuzuli’nin “aşk derdiyse hoşem”ine gelip dayanıyor. Aragon, dile kolay, 42 yıl evli kalacağı Elsa’ya, bakın nasıl bir acıyla sesleniyor: “… Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim / İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi / Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri /Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri / Ve hemen can verdiler iri gözlerin için / Mutlu aşk yoktur…”
“SAHTE DİNİN CENNETİ”
Aşkta “liyakat” (layık olma) ve “sadakat” olgularına gelince… Yine Aragon, “Aşkın gözü kördür.” tezinin çarpıcı bir örneğini oluşturuyor. Fransız şairin, uğruna yürek parçalayan dizeler yazdığı Rus asıllı karısı Elsa, feleğin çemberinden geçmiş bir kadın! Daha önce yurttaşı şair Mayakovski’ye âşık olmuş. Evli ablası Lilia onu elinden alınca da bir Fransız subayla ‘nispet evliliği’ yapıp Paris’e taşınmış. Elbette bu evliliği uzun sürmemiş. Sonra kalbinde, elden kaçırdığı ‘büyük balık’ Mayakovski’nin yerini bir başka değerli şair, Aragon almış. Yukarıda dediğimiz gibi, 42 yıl evli kalmışlar ama büyük şair Elsa’nın kendisini defalarca aldattığını “en son duyan koca” olmuş, Aragon. Ne zaman mı? Elsa’nın ölümünden sonra çekmecesinde bulduğu mektuplardan…
“Stoner”a dönecek olursak… ABD’li yazar John Williams romanında, insanın yaşı ilerledikçe “aşk algısı”nın ya da yaşadığı aşkın bizzat kendisinin farklılaştığını vurguluyor:
“İlk gençliğinde Stoner aşkı, insanın eğer şanslıysa erişebileceği, mutlak bir varoluş biçimi olarak düşünürdü; olgunluğa erdiğinde, insanın oyalayıcı bir inançsızlık, hafiften tanıdık bir gülümseme ve sıkıntı verici bir özlemle bakması gereken ‘sahte bir dinin cenneti’ olduğu sonucuna varmıştı. Şimdi artık orta yaşında, aşkın ne bir lütuf ne de bir yanılsama olduğunu anlamaya başlıyordu; aşkı insanca bir dönüşüm hareketi olarak; irade, zekâ ve yürekle keşfedilen ve her gün ve her dakika yeniden yaratılan bir durum olarak görüyordu.” (*)
Aşk; (...) “hastalıklı bir duygu” olarak yaşasak da kısacık ömrümüze derin anlamlar katan, “manevî varlığımızı çoğaltan” olağanüstü bir durum. Ama ondan daha güzeli; yaş kemale erdikçe John Williams‘ın vurguladığı gibi “insanca bir dönüşüm hareketi”ne evrilerek elbette karşı cinsin de aralarında bulunduğu canlı – cansız varlıklarıyla bütün dünyayı hâttâ evreni kucaklayan sonsuz “büyük keşifler”e varınca tadından yenmiyor!
(*) John Williams; "Stoner", Koton Kitap, 2013, sayfa 201
(25 Temmuz 2018)