Eskimeyen Yazılarım

MECLİS SİNEMASI!

***

TBMM’de yaşanan son ‘yumruklu oturum’ bize Sam Peckinpah’ın “Vahşi Belde” (The Wild Bunch, 1969 yapımı) filmiyle ilgili bir sözü anımsattı. (...)

Daha çok çektiği kovboy filmleriyle tanınan ABD’li Sam Peckinpah (1925 -1984), “revizyonist” (1) bir yönetmen. Örneğin, ülkesi işgal edilen Kızılderililerin ‘düşman’, işgalci kovboyun ise ‘kahraman’ olup olmadığını, filmleriyle izleyicisine en azından ‘sorgulatıyor’. Keşke bunu yaparken beyazperdede fazlaca kan revan sahnelerine yer vermeseydi, diye düşünüyoruz ama biçemi (üslup), ‘izleyiciyi rahatsız etme / irkiltme’ üzerine kurulu, Pekinpah’ın.

Öncü yönetmenin sanat anlayışını özümseyen sinema insanlarından biri, ABD’li aktör, Ernest Borgnine (1917 – 2012) imiş. Beyazperdede daha çok kötü adam tiplemeleriyle gördüğümüz Borgnine, “Vahşi Belde”de de oynamıştı.

Filmin ilk gösterimi sonrasındaki basın toplantısında bir kadın gazeteci, Pekinpah’a sormuş (2):

— Filminizde neden o kadar çok miktarda kan gösterme gereği duydunuz?

Biraz ‘kızmış gibi’ olan kadının sorusuna yanıt, sıkıntılı bir yüz ifadesiyle aktör Borgnine’dan gelmiş:

— Hanımefendi, birisi vurulunca kanı akar.

Öte yandan, Japon yazar Haruki Murakami (1949 doğ.), Borgnine’ın yukarıdaki sözünü, kendi roman kahramanlarından bir kadına, Sumire’ye şöyle yorumlatıyor (3):

“Ben bu repliği seviyorum. Muhtemelen gerçekliğe dayandığı için. Anlaşılması güç bir şeyi, anlaşılması güç bir şey olarak kabul etmek. Sonra kan akması. (…)”

“ANAYASAYA SADAKATTEN…”

(...) Anlaşılması güç şey:

Anayasamızın 153. Maddesinde, “AYM kararları, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” deniliyor.

Sözümüz ona bir ‘hukuk devleti’ olan Türkiye’de, yukarıdaki açık hükme karşın -örneğin- Can Atalay’ın milletvekilliğine geri dönmesi ısrarla engelleniyor.

Anlaşılması güç şeyi kabul etmek:

Meclis’ten, çoğunluğu oluşturan iki partinin ‘işine gelmeyen’ Anayasa hükümlerine ve yargı kararlarına uymasının artık kesinlikle beklenmeyeceğinin ortaya çıkması.

Kendilerine, milletvekili seçildikten sonra yüce Meclis’in ilk oturumunda ettikleri yemin anımsatılsa bir yararı olur mu?

“… hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma, toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa sadakatten ayrılmayacağıma, büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Tabii bu arada, eğri oturup doğru konuşarak -bilinen delege sistemindeki çarpıklığa ve seçim hilelerine karşın- ülkeyi yönetenleri kendimiz seçtiğimizi unutmayalım. (...)

En azından üçte biri bu anlayıştaki toplumumuzun yansıması olduğu sugötürmez ‘Meclis sinemamız’, kuruluş ayarları bozulmuş, demokratik / adaletli oyun kurallarından her gün biraz daha uzaklaşılan bir ülkede nelerin yaşanabileceği bakımından bütün dünya için ibretlik değil mi!

(...)

GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

-Süreyya Berfe’den esinle-

Ülkem bir uçtan öbür uca

Hem kanıyor hem yanıyor…

Yaşamsal çağrıdır, dikkat!

Kan ve vicdan aranıyor.

1) Revizyonist: Yeniden gözden geçirip düzelten (kimse).

2) Haruki Murakami; “Sputnik Sevgilim”, Doğan Kitap, Türkçesi: Ali Volkan Erdemir, 40. basım, 2023 Ekim, sayfa 149

3) Agy. sayfa 149

(21 Ağustos 2024)