Uzun zaman olmuştu Silivri Cezaevi'nde dava izlemeyeli. İmamoğlu'nun bir günde 3 ayrı davadan duruşması olduğunu duyunca ve yoğun çağrıları görünce Silivri Cezaevi'nin yolunu tuttum.

Güzel bir gündü. E-5 cezaevi sapağında indim. Her zaman güvenlik olurdu orda, bu kez yok. İlk otostop çektiğim taksi de durdu. Merdan Yanardağ'ın sınıf arkadaşlarıymış. O'nun duruşmasını izlemeye gidiyorlarmış. Casusluk Davası da varmış. Meslektaş tabii. Gelmişken Yanardağ'ın duruşmasını da izlememek olmaz. Etti mi dört duruşma.

Yeni salonlar yapılmış ama duruşmalar benim daha önce gittiğim eski salonlarda yapılıyor. İlk salona yaklaştım. Burada İBB davası görülecekmiş. Ama birazdan alacaklarmış izlemeye gelenleri. Merdan Yanardağ'ın duruşma salonunu sorup oraya yöneldim. Orda da kapıda bir yoğunluk. Girdim içeri. Çok sayıda gazeteci; Namık Koçak, Zafer Arapkirli, Gamze Altunay... O arada yan tarafta Esenyurt Belediyesi Meclis Üyesi Hamdi Düzgün'ü görüyorum.
Konuşuyoruz. Ekrem İmamoğlu'nu bekliyorlarmış.
Mahmut Tanal'ı fark ediyorum izleyici sırasında. Gazeteciler sırasında Alper Taş var.
İki kadın gazeteci lavaboya gitmek için dışarı çıkmak istiyor; olay başlıyor. İzin yok! Nasıl yani? Millet altına mı edecek? "Çıkarsanız almayız" uyarıları altında çıktılar. Biraz sonra aynı olay Zafer Arapkirli ile aynı tartışma yaşandı. O da çıktı. Sonra geri gelip girdiler ama yine tartışmalar sonunda...
*
Girerken de, çıkarken de tartışma.
Az sonra bir görevli gazeteciler sırasına dönerek "Basın mensubu olmayan izleyici tarafına geçsin" dedi. Merdan Yanardağ'ın eşi de basın sırasındaymış, izleyici tarafına geçti. Geçerken de tartışma.
Yanımdaki kadın gazeteciye "Ya şu Namık Koçak'ın yanında oturan bir siyasi partinin genel başkanıydı. Adını çıkaramadım kimdi O. (Alper Taş tan bahsediyorum) " diye sordum. Ön sıraya oturmuşlar. Bir görevli duysun da ordan kaldırsın ki ben gidip oturayım diye düşünüyorum.:))
Muhbirliği becerememişim ki, jandarma hiç oralı olmadı. (Ya da benimkisi içses ti kim bilir.)
Kapıda yine bir tartışma başlıyor. "Ya kardeşim tuvalete gitmek için çıktım. Nasıl girmem ya."
Baktım yine Zafer Arapkirli!..(Bana göre kasıtlı yapıyor. Arapkirli , olaya kızmış üstüne üstüne gidiyor gibi.. )
Ardından Mahmut Tanal sahne aldı. Fotoğraf çekiyor göstere göstere. Uyarıldı. Bir kitap çıkarıp sallamaya başladı. "Anayasa içtihatlar. Gazeteciler çekin. Sorun olursa Mahmut Tanal tahrik etti bizi dersiniz!.." "Adam resmen olay" diyenler olabilir ama keyfiliğe tepki olarak ta yorumlanabilir.
*
Bitkin, bezgin, durgun yüzler...

Salon çok sıcak. Duruşma ne zaman başlayacak, belli değil. Çıkıp İmamoğlu duruşmasına bakacağım. Bu arada dışardaki havayı koklayacağım.
O arada İBB'den önce diploma davasının duruşması başlayacakmış. O davanın görüleceği kapıya yöneliyorum. Bir tane bank var. Dilek İmamoğlu ile bir başka kadın oturuyor. Belediye Başkanları; Nuri Aslan, Kemal Çebi, Yüksel Can; Sinem Dedetaş, Esin Köymen; milletvekilleri Gökan Zeybek, Turan Taşkın Özer. Ve Ahmet Özer. Özer'in davalarını izlemiştim ama serbest kaldıktan sonra ilk kez karşılaştık. Gazeteciler. Hepsi ordalar...
Bakıyorum da bekleyenlerin birçoğu; bitkin, bezgin, durgun görünüyorlar gibi. Sanki öyle bir hava var bazılarında.
*
Mahmut Tanal bir el atsan

Biraz sonra bir görevli "Buradan sadece avukatlar ve gazeteciler girecek, izleyiciler yan kapıya" dedi.
Birileri o tarafa yöneldi. Az sonra birisi "Ekrem bey Casusluk Davası salonuna alınmış" dedi. Hayda bir grup o tarafa...
O salondan az önce gelmişim, gidecek halim yok.
Bekliyoruz.
Az sonra biri geldi. "Buradan sadece avukatlar alınacak" dedi. Allah allah! İtirazlar! Ya falanca az önce dedi ki "Buradan sadece avukatlar ve gazeteciler girecek. Şimdi siz diyorsunuz ki sadece avukatlar, nasıl olacak bu iş?"
O görevli uzaklaşırken biz beklemeye devam ediyoruz. Kararlılığın faydaları...
Kapı açılsa da içerde beklesek. Yok alınmıyoruz.
Mahmut Tanal nerdesin iki gözüm ya. Şuraya bir el atsan!
*
Sonunda içeri alınıyoruz. Dünya varmış be. Pert olmuşum. Koltuğa oturunca uyumak istiyorum. Ben uyurken gözümü kapamışım ama kulaklarımı unutmuşum. Birilerinin "merhaba" sesleri kulağıma ulaşıyor. Gözümü açtım, yan taraftan Özgür Özel geliyor gazetecilerle tokalaşarak bana doğru. Ayağa kalkıyorum; tokalaşıp merhabalaşıyoruz...
*
Ardından İmamoğlu getirildi. Sanki üniversite hocası amfi de derse giriyor.
O arada sloganlar izleyici sıralarından; 'Cumhurbaşkanı İmamoğlu!.."
İzleyici tarafından birileri, artı gazeteciler tarafından bir çok gazeteci elleriyle, slogan atan izleyicilere susmalarını işaret ediyor. Dışarı çıkarılmalar, duruşma ertelemeler olabilir... Görmüş geçirmiş gazeteci bunlar. Yaşları genç olsa da Silivri cezaevinde ömürlük deneyim sahibi olmuş hepsi.
*
İmamoğlu alışmış cezaevine. Dışarı çıkarılsa bir süre uyum sağlayamaz gibime geliyor. Muhtemelen bir zaman! çıkarılmayacağı düşüncesinde...
"Ben millete konuşuyorum. Gençlere, kadınlara konuşuyorum. Ben milletin vicdanına güveniyorum. Önemli olan orasıdır" diyor. Uzun bir savunma.
Ve son olarak "Liderim Özel'in yanındayım. Yürüyelim arkadaşlar" diyor.
Yıllar önce İmamoğlu'nun ilk Beylikdüzü Belediye Başkanlığı seçimindeki "İmamoğlu ile yol açık" sloganı geliyor aklıma. Acaba hala 'Yol açık mı?"
Belli oldu. Umudu, Özel'in liderliğinde kurulacak partinin iktidar olmasında. Ben öyle anladım.
Sabahtan beri duruşmaya girene ve o ana gelene kadar; ayakta durmakta, sıcaktan, ordan oraya koşuşturmacadan hal mi kaldı. Yorgunluk nedeniyle belki de kestirmeden öyle anladım. Umarım doğru anladım! Yoksa şimdi "Yanlış anlamaktan.." falan... Hiç çekecek halim yok yani.

Dönerken yine otostop yapıyorum. Beni arabaya alanlar telefonla tanıdığım bir meclis üyesini arıyorlar. "Arkadaş , Doruk başkan söyledi. Dayanışma da su kalmamış. Biraz içme suyu ayarlayın." Şöyle dikkatli baktım Silivri CHP yöneticileri.

"Ya siz nasıl başa çıkabiliyorsunuz böyle her gün. Eylem, mahkeme, heyetleri karşılama" diye soruyorum. Aldığım yanıtla sorduğuma pişman oluyorum. Bir dokun bin ah işit durumu.

Silivri'de indim. Meğer dünya varmış .
Geçmiş olsun arkadaşlar.
Yazı bitti!