banner460
banner128

Cihan Güner: Tek başına gazete

Gazeteci Cihan Güner Ayar Dergi'ye verdiği röportajda mesleğe nasıl başladığını anlattı. Dağıtıcı, muhabir, editör, sayfa sekreteri, haber müdürü, yazı işleri müdürü ve en son da genel yayın yönetmeni olarak çalıştığını belirten Güner, yazar Ömür Öztürk'ün bir röportajda kendisi için ‘Tek başına gazete’ dediğini aktardı ve genç gazetecilere kritik uyarılarda bulundu.

Gazeteciliğe adanmış bir ömür... Gazete dağıtıcılığı, muhabirlik, editörlük, sayfa sekreterliği, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü ve genel yayın yönetmenliği gibi gazeteciliğin her alanında bulunan, tecrübe sahibi olan gazeteci sayısı Türkiye'de bir elin parmaklarını geçmez. O isimlerden biri ise gazeteci Cihan Güner. Yazar Ömür Öztürk onun için ‘Tek başına gazete’ tanımını kullanırken bazıları da onu medya sektörünün Yılmaz Güney'i olarak tanımlıyor. Güney'in sinema salonlarında çalışarak sektöre adım atması gibi Güner de sokakta gazete dağıtıcılığıyla alaylı olarak gazeteciliğe başladı. Sonrasında ise genel yayın yönetmenliğine uzanan bir yolculuk.

Son dönemde gazetecilik nedeniyle hakkında açılan davalarla gündeme gelen Güner gazetecilik yolcuğunu edebiyat dergisi Ayar'a anlattı. Güner'in genç gazetecilere kritik uyarıları oldu.

"RANT ÇETELERİNE YÖNELİK HABERLER YAPTIM"

İşte Ayar Dergi'nin Güner'e yönelttiği sorular ve Güner'in cevapları:

- Cihan Bey ilk olarak mesleğe nasıl başladığınıza ilişkin kısa bir giriş yapalım mı ne dersiniz?

Mesleğe çok küçük yaşlarda başladım. Ortaokul dönemimde İstanbul’un 3. bölgesinde yayın yapan bir gazetede önce dağıtıcı olarak çalıştım, sonrasında da yardımcı muhabir, foto muhabir ve muhabir olarak görev yaptım. Orada kent sorunlarına, rant çetelerine yönelik haberler yaptım. Bugün yerel basın olarak adlandırılan kulvarda sektöre adım atmış oldum.
Sokakta haber takip eden de oldum, sahadan geleni düzenleyen de... Haberimin yayınlanması için sabırsızlıkla bekleyen de oldum, haberin yayınlanması için eksik öğeleri muhabirine ya da editörüne ileten de, yayına karar veren de... Dağıtıcı, muhabir, editör, sayfa sekreteri, haber müdürü, yazı işleri müdürü ve en son da genel yayın yönetmeni… Mesleğin her alanında, biriminde çalıştım.
Sevgili yazar dostum Ömür Öztürk bir röportajında benim için ‘Tek başına gazete’ diye bir tanımlama yapmıştı. Bu tanım gerçeği yansıtır mı bilemem aynı anda 9 ayrı yayına katkı sunmaya çalıştığımı hatırlıyorum.

"GAZETECİNİN YERELİ - ULUSALI OLMAZ"

-Direk bodoslama olacak belki ama... "Yerel Gazeteci" kavramı ile ilgili ne düşünüyorsunuz diye sormak istiyorum?

Gazetecinin yereli - ulusalı olmaz. Gazeteci her yerde, her şartta gazetecidir. Çalıştığımız platformlar değişebilir ama yaptığımız iş her yerde aynı.
Gazeteci sorar, sorgular, gerceği ama mutlaka gerçeği arar. Kamu yararına, toplum faydasına gördüğü durumları, olayları bütün çıplaklığıyla aktarır. Yerelde de, ulusalda da bu böyledir. Haberin yayınlandığı platform gazeteciye sıfat kazandırmaz. Ancak platformlar yerel ve ulusal olarak adlandırılabilir.
Yerelden başlayıp ulusal çapta yayın yapan önemli haber kuruluşlarında görev yapmış bir arkadaşınız olarak şunu söyleyebilirim; yarın yazacak yerel ya da ulusal bir platformda yer bulamazsak bile, kağıda yazarız, yine de gerçeği duyurabildiğimiz kadar duyurmaya çalışırız.


"GAZETECİLİĞİN PUSULASI KAMU YARARI VE GERÇEKLERDİR"

- Günümüzde halk okuduğu haber kaynağı doğrultusunda, hükümet medyası ve muhalefet medyası şeklinde yorumluyor haberi. Gazeteciliğin, gazetecinin tarafsızlığı konusunda siz ne düşünüyorsunuz?

Gazetecinin ideolojisi, gazetenin yayın politikası vardır. Ancak medyanın kutuplaşması gazeteciliğe zarar verir, verdi, veriyor da… Gazeteciliğin pusulası kamu yararı ve gerçeklerdir. Biraz önce de söyledim, gazetecinin işi sormaktır, sorgulamaktır. Okuyucu da karşılaştığı haberi yayınlandığı yerden bağımsız olarak kendi süzgecinden, bakış açısından geçirerek değerlendirmelidir. Kendisine bile bile ‘yalan-yanlış’ bilgiler aktaranları okumamalı, izlememelidir.
Gazeteci elbette ki tarafsız değildir, taraftır... İnsan haklarından, özgürlüklerden, demokrasiden, haktan, hukuktan, adaletten, doğrudan, gerçekten, kendisini savunamayacak güçsüzden taraftır.

"İKTİDAR YARGI SOPASIYLA KORKUTMAK, SUSTURMAK İSTİYOR"

-Sizin yaptığınız bir haberden ötürü yargılanma süreciniz devam ediyor. O konuyu bir hatırlatalım mı okuyucularımıza?

Devam eden sadece bir davam yok. Yapılan haberlerden dolayı birçok davam var. Soruşturma süreci devam edenler var. İktidar gün geçtikçe baskıyı artırarak söz ve diş geçiremediği gazetecileri yargı sopasıyla korkutmak, susturmak istiyor. “Demokles’in Kılıcı” hep başımızın üzerinde... En çok da korkusuzluktan korkuyorlar.
Hakkımda Uşak’ta açılan dava kamuoyuna yansıdı. Uluslararası Basın Enstitüsü de davanın takipçisi olduğunu açıkladı, bir anlamda dünya gündemine taşındı mesele.

Bir berber, beraber yaşadığı kadının 2 yaşındaki çocuğuna tecavüz ediyor. Bu sapık 41.5 yıl hapis cezası alırken, çocuğun annesi de 7 yıl hapis ile cezalandırılıyor. Bu tecavüzü haberleştirdiğim için önce bana usulsüz olarak ‘yayın yasağına uymamak’ suçlamasını yönelttiler. Bu iddianın düşmesiyle birlikte suçlama ‘sanığı suçlu göstermek’ olarak değişti ve yargılama devam etti. Türk basın tarihine geçecek bir dava ile karşı karşıyayım.

Hırsıza hırsız, katile katil, sapığa sapık demek suç mu? Varsın olsun, biz bunları yazmaya devam edeceğiz.

"PRANGALARI KABUL ETMEYEN BİR GENÇLİK GELİYOR"

-Gazeteciliğin özgürce yapılması konusunda umutsuz musunuz, umut var mı?

Umudum var, hep de var olacak. Cumhuriyet’imiz 100 yaşında, prangaları kabul etmeyen bir gençlik geliyor. Bu çocuklar her şeye rağmen özgürlüklerine düşkün, bağımsızlık mücadeleleri var. Cumhuriyet’e yaraşır yarınlarda özgürce gazeteciliğin yapılacağı günler gelecek, bundan şüphem yok. Kimsenin düşüncesinden dolayı tutuklanmadığı, yargılanmadığı günler gelecek. Ancak iyi ile kötü, hakikatle yalan arasındaki mücadelede de hep olacak. Ne diyor Nazım; "Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..." Yanacağız ki ışığımız gelecek güzel günlerin umut meşalesi olsun.

"TUTUKLAMAYA VARAN SİNDİRME YAOLLARINA GİTTİLER"

-Yeni yasayla ilgili ( “Dezenformasyon Yasası” ) düşünceleriniz neler?

“Dezenformasyon Yasası” değil 'sansür', 'susturma', 'korkutma' yasası demek daha doğru olur diye düşünüyorum. İktidar, bir şekilde gazetelerin, televizyonların ve internet haber portallarının büyük çoğunluğunu ele geçirdi. Ele geçiremediklerinde de ekonomik kıskaç başta olmak üzere tutuklamaya varan sindirme yollarına gitti. Ama ne yaparsa yapsın söz geçiremediği, sansür uygulamakta başarısız olduğu bir mecra kalmıştı. O da sosyal medya. Ona da bu yasa ile ‘sus’ demeye çalıştı. Başarılı oldu mu? Hayır. Olamayacaklar da...

"BİR DAKİKA BİLE OLSA EKİBİMDE TUTMAM"

-Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Cihan Bey. Gazetecilik Ayar'ı verdiğimiz bu köşede, gazetecilik ile ilgili bir "Ayar" vermenizi istesek bir cümle, ne söylersiniz?

Ekmeğini yazıdan kazanan birinin, bir gazetecinin ‘hiçbir’i hiç bir, ‘her şey’i herşey diye yazmasını affedemem; -de ve -da’ları ayrı yazamayan gazeteciyi de bir dakika bile olsa ekibimde tutmam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.