İstanbul'da yapılan bir gösteride sıkılan gazdan etkilenerek baygınlık geçiren ve hastaneye kaldırılan Milletvkili ve Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkan Celal Fırat sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Fırat, "Toplumu korku değil adalet bir arada' tutar" dedi. Ff2ırat'ın açıklaması şöyle:
Sevgili canlar,
Barışı slogan değil, yara gibi taşıyoruz ve hep birlikte iyileştireceğiz, iyileşeceğiz. Tanklarla, silahlarla ve kaba güçle demokrasiye, hukuka ve adalete sadık kalınmaz.
Bağlı kalınması gereken bu üç kavram, sadece bir yönetim biçimini değil; aynı zamanda bir toplumun erdemini ve ahlakını temsil eder. Sözümüzün karşılık bulması, eleştirinin suç sayılmaması, farklı kimliklerin ve inançların eşit yurttaşlık temelinde tanınmasının kimseye zararı yoktur.
Bir ülkede insanlar korkmadan konuşabiliyor, örgütlenebiliyor, hak talep edebiliyorsa orada demokrasi vardır. Aksi halde demokrasi, tabelada yazan bir süsten ibaret kalır. Mazlumun gücünü ve mücadelesini sınırlamak, yasaklarla halkın sesini kısmak; iktidarların ve zalimlerin yargı önünde hesap vermesini geciktirmek, tam olarak hukuksuzluktur.
Bu nedenle hukuk, güçlünün sopası değil; toplumun ortak güvencesidir.
Hukukun ruhu ise adalettir. Adalet; mağdurun sesini duymak, geçmişte yapılan haksızlıklarla yüzleşebilme cesaretini gösterebilmektir. Adalet, bir gün herkese lazım olacak en temel güvencedir.
Bizlere düşen görev; demokrasi, hukuk ve adaletle toplumun yüreğinde açılan yaraları onarmak adına mücadele etmektir. Bugün yaşadığımız pek çok toplumsal krizin temelinde bu üç değerin zayıflaması yatıyor.
İnsanlar kendilerini ifade edemediğinde öfke birikir. Hukuka güven kalmadığında herkes kendi adaletini aramaya yönelir. Adalet duygusu zedelendiğinde ise birlikte yaşama iradesi yara alır. Bu nedenle demokrasi, hukuk ve adalet yalnızca siyasetçilerin değil, her yurttaşın ortak sorumluluğudur. Çünkü bir ülkeyi ayakta tutacak şey öfke ve intikam değil, güven duygusudur.
"Toplumu korku değil adalet bir arada tutar"
Bir toplumu bir arada tutan şey korku değil, adalettir. Bir devleti meşru kılan şey güç değil, hukuktur.
Dün, siyasi kimliğim ve bir Alevi yurttaş olarak; bu kadim coğrafyanın vicdanını, geleceğini ve birlikte yaşama iradesini dile getirmek için bir araya gelmiştik.
Bu protesto şiddeti kışkırtmak için değil, barışı savunmak için yapıldı. Ve bu çok net bir gerçektir.
Bizler silahlar sussun, çocuklar ölmesin, halklar düşman edilmesin diye sokağa çıktık. Ama o barış talebine copla, şiddetle cevap verildi.
Barışı savunmakla kamu düzeni tehdit edilmiş olmaz. Şiddet uygulamak da devlet ciddiyeti sayılmaz.
Ve burada bir şeyi özellikle söylemek istiyorum: Suriye’de Alevi köylerinde katledilen canların, Rojava’da öldürülen çocukların ve gençlerin,
parçalanmış bedenlerin, yarım kalmış hayatların yükü bugün hepimizin omzundadır.
İnancı, kimliği, dili ne olursa olsun;
bir çocuğun mezar taşı, bir annenin çığlığı, bir gencin yarım kalan hayali
bizim ortak acımızdır. Biz barışı tam da bu yüzden savunuyoruz.
Çünkü hiçbir siyasi hesap, hiçbir sınır tartışması, bir çocuğun hayatından daha değerli değildir.
Bakın, mesele şahış meselesi de değildir. Mesele şudur:
Bu ülkede siyaset alanı daraltılıyor.
Sokak, meydan, söz, itiraz alanı daraltılıyor. Ve her daraltılan alanla birlikte demokrasi biraz daha nefessiz bırakılıyor.
Şunu açıkça söylüyoruz:
Biz bu ülkenin copla, korkuyla, düşmanlıkla yönetilmesine razı değiliz.
📍Biz barış istiyoruz.
📍Biz hukuk istiyoruz.
📍Biz adalet istiyoruz.
Ve bunları istemek için kimseden izin almayacağız.
Çünkü barış bir lütuf değil, bir haktır.
Çünkü hukuk bir süs değil, bir güvencedir.
Çünkü adalet bir vaat değil, bir zorunluluktur.
Buradan herkese çağrımdır:
Bu ülkenin Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle; Hristiyanıyla
kadınlarıyla, gençleriyle hep birlikte barışı savunmak zorundayız.
Çünkü;
📍Barış yoksa ekonomi düzelmez.
📍Barış yoksa gençler bu ülkede kalmaz.
📍Barış yoksa annelerin yüreği soğumaz.
Ve şunu da çok net söylüyorum:
📍Biz susmayacağız.
📍Biz geri çekilmeyeceğiz.
📍Biz barış talebimizden vazgeçmeyeceğiz.
Cop da gelse, gözaltı da gelse, tehdit de gelse… Bu ülkede barışı savunanlar, eninde sonunda kazanacak.
Ve bu bağlamda;
Dün yaşananlardan sonra arayan, soran, geçmiş olsun diyen,
lokmasını paylaşan, bir selamla, bir mesajla, bir gönül bağıyla yanımda duran tüm canlara teşekkür ediyorum.
Biz birbirimizin yarasına merhem olmayı, dara düşenin elinden tutmayı, lokmayı bölüşmeyi, acıyı ortaklaştırmayı biliriz.
Pir aşkına diyorum ki:
Bu gönül birliği, bu rızalık hali, bu can dayanışması bizi ayakta tutan en büyük güçtür.
Hakk sizden razı olsun.




