İnsanlık, kendisiyle bağlantılı her soruya çerçeveli yanıtlar vermenin insanı fena halde yanıltabileceği bir bela ila karşı karşıya.

Korkuyoruz, kaygılıyız!

Korkuyoruz; çünkü bütün insanlığı ayrımsız tehdit eden bir düşmanla karşı karşıyayız.                        

Kaygılıyız; çünkü sonuçların hangi seviyelere tırmanabilip ne zaman sona ereceğini bilemiyoruz.

Olabilir ama asla korku ve kaygıya teslim edemeyiz hayatı..

Her durumda kendini mutlu edebilmek için sığınabileceğin muhteşem bir önerme.

“Yaşadığın yeri cennet yapamadıktan sonra gideceğin her yer sana cehennemdir..”

...........

İnsanlar bir süredir, uyanık olduğu anların çoğunluğunu geçirdiği mekanlardan uzak bir şekilde kendileriyle baş başa yaşamlarını sürdürüyorlar.

İşyerlerinin kapılarına kilit vuruldu, ofisler evlere taşındı. Evin bir köşesindeki; masada, koltuklarda, eşofman ya da pijamayla  hayata katılmaya devam ediyorlar.

Dört duvarlar arasında  kendimizle başbaşayız..

Salonda, mutfakta, balkonda, koridorda hep kendimiz.

Gözler bir başka canlı, kulaklar  kendininkinden başka bir ses arıyor .

Camdan girecek sineği bando-mızıka törenle karşılayacak bir havadasın yani.

............

Yok aslında o kadar da değil.

Bir çoğunuzun evinde kendinizden başka bir canlı vardır. Yok mu yoksa! Öyleyse çok şey kaybediyorsunuz bilginize..

Mesela benim bir kedim var.. Onla hayatı paylaşmaya başladığımdan bu yana;  her gün evde bir şeylerin bir tırnak darbesiyle paralandığını, giderek evde sağlam bir şey kalmadığını fark ediyorum.

Hani şu yırtık pırtık pantolanlar moda oldu ya..

Perdelere, koltuklara baktıkça;  ‘Ya yırtık-pırtık perdeler ve koltuklarda moda olamaz mı pantolonlar gibi’ diye düşünmekten geri duramıyorum.

Eşyalar da önemli ama bir canlının yerini hiç bir şey tutmuyor.. Hele de böylesi zamanlarda...

...................

Uzun yıllardır hayatı yalnız yaşayan birileri  için karantina günlerinin getireceği yeni bir şey yoktur muhtemelen. Onlar, milyonların içinde tek başına ayakta kalabilmeyi çoktan öğrenmişlerdir.  Belki de insanlarla birlikte değil, asıl yalnızken bir şeyler üretebilmeyi başarmaktır önemli olan. Yalnız bildikleriniz bunu altın harflerle  yazmışlardır ömür defterlerinin geçmiş sayfalarına..

Bazılarımız için ise, karantina günlerinde evlere tıkılmamız sıkıcı olmaya başlamış olabilir.  Kendi kendinle başbaşasın, sıkıntıdan  patlıyorsun.. Olacak şey mi bu şimdi?  Kendi kendini sıkıyorsan ve patlıyorsan, çekilmez bir insansan, başkaları için ne kadar sevimli olabilirsin ki.. ?

Anton Çehov “Kendini yalnız hisseden kimse için her yer çöldür’demiş..

Dört duvar arasında kalmışta olsanız, asla yalnız yürümeyin.. Hiç değilse düşlerinizde ..

..................................

Michel Foucault’un “Eğer bir kişi yalnız olmayı beceremiyorsa, başkalarıyla bir arada olmayı da beceremez” sözünü, “Bir kişi yalnız yaşamayı beceremiyorsa, başkalarıyla birlikte olmanın kıymetini bilemez’ şeklinde de değiştirebiliriz.

Her şey karşıtlarıyla anlam bulur. 

Teselli olsun..

Bugün bizi evlere hapseden bu coronaviris;  kargaşa içinde geçirdiğimiz hayata bir başka açıdan bakma , yaşanılanları çok daha sağlıklı değerlendirme olanağı veriyor. Bunu bulamadan tüketilmiş ömürler düşünüldüğünde az bir şans değil.

Yazıyı  Nazım’in umut dolu  dizeleriyle bitirelim.

 “En güzel deniz :
henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk :
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz :
henüz yaşamadıklarımız.”