Paris bir dünya şehri.  Dünya'nın başkenti sayılacak kadar tanınmış bir metropol. Paris denince; tarih, kültur, aşk, şarap, kadın, dans, kahve kokusunu duyarsınız ruhunuzda. Bir an orda olmak istersiniz tanısanız tanımasanızda. Her köşesi ayrı bir kültür kokar. Girdiğiniz her sokak başka diyarlara gotürür...Dünyanin ne filmleri çekilmiş kimler gelmiş kimler geçmiştir o sokaklardan. Fransız devrimi,nin devasa asiliği vardır sokak adlarında. Mesela Danton gibi Ropespierre gibi, bir Bastille Meydanı gibi. Dünya tarihini değiştiren devrimin torunları yaşar orda.

*

Strasbourg St Denis mahallesi;Türk, Kürt, Magreb, Hindisdan Sri lanka ve Afrika nın insan yuzleridir; kara bıyıklı, kara kaşlı, kara gözlü. Döner kebab, kuru fasulye pilav yersiniz. Ha bir de; frite mergez,hindistan mutfağının baharatları kaplar burnunuzu. Her köşe başında restaurantlar buram buram kendi mutfağını tattırır. 

*

Şöyle bir çıkıp Bonne Nouvelle Caddesi'nden Rex sinemasını geçip Opera,ya doğru yürüyün bir iki adım da Fransız entellektüellerinin dünyasına kayarsınız. Bir kaç sokak öteyle sokak rengi değişsede doğu ve batı iç içedir.

Bir akşam St Michel'e gidin latin külturü sarar bedeninizi. Yunanca şarkılar duyulur geçtiniz restoranların önünden. Sanki Yunanistan'a, İtalya'ya gitmiş hissedersiniz bir an. Sirtaki dansında kaybolursunuz.

Asya'yı özlediyseniz dalın 13. Paris'e ve doya doya tadın pilavın asya kokusunu. Mağazalarından meshur yiyecekleri olan "dem" alın sosuyla birlikte. Ya da istediginiz bir hatıra. Çekik gözler izler sizi kaçamak.

SEN Nehri kıyısında adeta bir denizin plajindaymış gibi otursunuz. Gelip geçen turist taşıyan teknelerin selamları arasında güneşli bir gün geçirmek ne de hoştur.

*

Paris rüyalar şehridir. Bir o kadar da zordur. Yorucudur. Keskindir. Öyle dinlemez kafa tutmanı.. Seversen o iki kat sever seni, sevmezse vay haline yutar atar içinde eritir. Ama bir tutku olursa kaçamazsin ne yapsanda her daim gelir peşinden sen neredeysen.

*

Diyeceğim şu ki Paris bugün dünyanın en büyük en tanınmış ve her etnikden yabancıların yaşadığı fransızlardan çok yabancıların şehridir. birbirlerinden asla kopamazlar. Kopmadan yanyana yaşayan ama ne yazık ki bir o kadar da birbirine yabancı iki kardeşin masalıdır..

-

Şehirler kendi masallarını kendi yazar.

Bazı Şehirler de masallarını tarihe yazar...

-

Şimdi dünyanın en ücra köşesinde birine sorsanız bilir Paris'i ama bir Parisli gence sorsanız her zaman Ankara'yı bilmez. Bu onların ayıbımı hayır. İşte büyük sınırlar ötesi kozmopolit şehirlerin üstünlüğü böyledir ki bu Avrupa olunca daha cazibeli oluyor.

*

Bugün yoksul ülkelerden hala Avrupa şehirlerine gidip güzel yaşam şartları arayan insanlar var. Ölüm pahasına denizleri dağları aşıp ulaşan ulaşmaya çalışan ya da yol da kalanlar. Özellikle de bu devasa şehirlere kendilerini atmak için tüm engelleri aşmak gelmek için ölümle yarışırlar. Kurtularak gelenler ise ölüm kokarlar. Fakir ülkelerden gelerek uçsuz bucaksız bu yabancı topraklarda yeni hayatlar kurarken insanların neler yaşadığını, başlarına neler geldiğini kimse bilmez ya da bilmek istemez. Çünkü gelecek korkusunun cesaretini başka ülkelerde, başka sehirlerde aramak hep bir umuttur. Nedenleri acı olan göç umutları ya bir şehrin masalında kaybolur ya da yeniden doğar.