Tutuklu İBB Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, bugün 3 ayrı davada hakim karşısına çıktı. Bunlardan birisi ise "diploma" davasıydı... İmamoğlu, "diploma" davasında İstanbul Üniversitesi rektörüyle telefon görüşmesini anlattı. İmamoğlu, diplomasını iptal eden rektörün kendisine telefonda "Çok zor durumdayım başkanım" dediğini söyledi. Diploma davası, 25 Aralık 2026 tarihine ertelendi.
Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri'de 3 ayrı davada hakim karşısına çıktı. İBB ve 'casusluk' davalarının yanı sıra bugün Silivri’deki bir diğer dava ise “diploma” davasıydı.
İmamoğlu'nun "resmi belgede sahtecilik" suçlamasıyla yargılandığı "diploma davası” 25 Aralık 2026 tarihine ertelendi. Duruşmada çarpıcı bir savunma yapan İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi rektörüyle telefon görüşmesini anlattı. Ekrem İmamoğlu, salondan ayrılırken “Ben Özgür Başkanımın yolunda yürümekten onur duyuyorum” dedi.
Davayı; CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, Dilek İmamoğlu,Murat Karayalçın, Milletvekilleri; Suat Özçağdaş,Turan Taşkın Özer, Gökan Zeybek, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Özgür Çelik, Belediye Başkanları; Kemal Çebi, Sinem Dedetaş, Esin Köymen, Ahmet Özer, Ayşegül Ovalıoğlu, Yüksel Can, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Nacho Sanchez ve çok sayıda yabancı konuk izledi.
Rektörle konuşmasını anlattı: Zor durumdayım başkanım
Ekrem İmamoğlu, savunmasında İstanbul Üniversitesi Rektörü Osman Bülent Zülfikar ile diploma iptalinden önce olan konuşmasını anlattı.
İmamoğlu, rektörün kendisine diploma iptalinden “Zor durumdayım" dediğini aktararak şöyle konuştu:
"Dünyanın demokrasiye inanan, güvenilirliği olan, öngörülebilirliği olan bütün devletleri, bütün itibarlı ülkeleri, o itibarlı ülkelerin başındaki insanlar… Bu yapılanları kesinlikle kabul etmesi mümkün değil. Çünkü kendi ülkesinde bunu kabul ettireceği tek bir yurttaş bulamaz. Utanç verici bir durum! Ne diyecek? "Muşlarla muşlarla İmamoğlu'nu 1,5 senedir hapiste tutuyorum, ben ne büyük liderim. Sen de aynısını yap. Rakibin varsa hemen git hapse at. Bir dahaki seçimde aday olacaksa onu da hapse at. Hatta ikinci olanı tehdit et, üçüncü fırsatı olanı onu da tehdit et, onu da hapse at. Varsa sizde öyle bir imkan bir de diplomasını iptal et. Hatta diploma konusunda ceza davası da aç. 18 yaşındaki Ekrem'i yargıla canım. 17 yaşında Trabzon'dan çıkmış, Kıbrıs'a gitmiş, 2 sene okumuş, derslerini vermiş Ekrem'in ben var ya sınavlarını yok saydım." Rektöre talimat verdim. Zaten rektör de bu hafta sonu dedi ki: "Ya üniversite, sınav şey, üniversiteden mezun oldunuz ama hepinizin elinde bebeklerinizi görmek isterdim. Ya vakit mi bulamadınız falan filan" diyen bir rektöre, diplomalarını iptal ettirdim bu adamın. Bunu anlatacak Erdoğan. İstanbul Üniversitesi'nin başındaki zavallıyı mı anlatacak?
Telefon açtım, dedim ki: "Bu bir namus, namus" dedim. "Bu devletin namusu. Gördüm" dedim, "Savcı ivedi iptal et diye sana talimat yazmış." Telefon açtı, telefonum yoktu, cevap verdi bana. "Çok zor durumdayım, bakıyorum başkanım." Ses tonu aynen böyle, tarif ediyorum size. Yazıklar olsun İstanbul Üniversitesi Rektörü. Bir de kalkmış, tıpta okumuş Türk gençlere diyor ki, okulu da yeni bitirmiş 22-23 yaşında genç kızlarımız, oğullarımız: "Bebekleri, işte yürüyerek ellerinde buraya gelmesini..." Kafayı mı yemiş bunlar, ben anlamadım ya. Sabah bir gazeteci söylüyor: "17 yaşında okula başladı, bunun 18 yaşında evlenmesi lazım. 2 yaşında ancak yürür" dedi bebek. Demek ki 20 yaşında doğsa, 22, şimdi de onu elinden alır getirir. Ha bunu mu demek istedi? Kafayı yemiş ya. Koca İstanbul Üniversitesi'nin Rektörü, 550 yaşında üniversitenin rektörü!
Onun iptal ettiği diplomamın, daha önce de yalan konuşarak iptal ettiği, daha önce de "Hayır, hiçbir şey yoktur" diye rapor verdiği diplomamın iptal edildiği, diplomamın ceza davasını görüyoruz. Ben buradaki yargı mensuplarının, Sayın Hakimin yerinde olmak istemem.”
Adalet hayata tutunmaktır
NATO Zirvesi'ne dair de konuşan İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Beni dünyanın bütün demokratlarının duyduğuna inanıyorum. Bu, bu demokrasinin yok edilmesi mücadelesine karşı verdiğim mücadelenin bir insanlık meselesi olduğunu düşünüyorum. O bakımdan hakkımda verilecek gerçek hükmü kuracak tek vicdan da milletimin vicdanıdır. Tek vicdan! Millet ne derse o olur. Kimse onu aldatamaz. Zanneder ki aldattım. Tarih boyunca aldatamamıştır, er ya da geç… Bu nedenle, bu nedenle milletime konuşuyorum. Son sözü de zaten millet söyleyecek. Çünkü adalet, mahkeme salonlarında aranan bir hak değildir. İnanın adalet, adalet sabah dükkanını açan esnafın, çocuğunu okula gönderen annenin, ömrü boyunca çalışıp ancak karnını doyurabilen emeklinin, alın teriyle sınav kazanıp diploma alan bir gencin her gün farkında olmadan yaslandığı görünmez bir temeldir adalet. Ona yaslanır. Yaşamdır adalet, yaşamaktır. Nefes almaktır. Hayata tutunmaktır, var olmaktır adalet. Adalet, sadece hakimin ağzından çıkacak bir kelime, bir hüküm asla değildir.
Hukuk devleti yalnızca siyasetçiyi korumaz, gücü olmayanı korur. Devlet karşısında tek başına kalan vatandaşı korur. Eğer hukuk yalnızca güçlülerin işine yaradığında uygulanıyorsa artık orada hukuk değil, güç konuşuyor demektir. O asla hukuk olamaz. İşte biz, güçlülerin hukukundan yana değiliz. Sonuna kadar hukukun güçlü olduğu bir toplum, bir devlet varlığının yanındayız. Son nefesime kadar bunun mücadelesini vereceğim. İşte ben bugün yalnızca kendim için değil, bu ülkenin her bir vatandaşının; en doğudan batıya, en kuzeyden güneye her yurttaşımın, yeni doğmuş bebeğinden en yaş almış bireyine kadar herkesin hakkını savunma konusundaki mücadelemi veriyor ve onlar adına konuşuyorum.
Kıymetli ve aziz milletim, bu savunmayı ülkemiz açısından tarihe öneme sahip bir haftada da yaptığımın altını çizeyim. Evet, NATO toplanıyor yarın itibarıyla Ankara'da. Devlet ve hükümet başkanları Avrupa'nın güvenliğini, Ukrayna'daki savaşı, yeni güvenlik mimarisini konuşacaklar. Ben, bu ülkenin 15,5 milyon insanının ön seçimde oy verdiği, -bunu zihinlerinize kazıyacaklar-, 15,5 milyon! Rüyasında göremez o 1150 odalı saraydaki insan, rüyasında! Koşarak, 15,5 milyon insanın oy verdiği cumhurbaşkanı adayıyım ben. O insanların adayıyım. 25.1 milyon insanın imza vererek destek olduğu cumhurbaşkanı adayıyım. Dünyanın en güzel ve en büyük kentlerinden biri İstanbul'un rekor oyla, tarihin en yüksek oyuyla seçtiği Belediye Başkanı olarak burada, NATO ülkeleri Ankara'ya geldiği gün yargılanıyorum. Ne anlatacak bu ülkenin başındaki? "Çok güçlüyüm" mü diyecek? ‘Bak, rakibimi hapse attım. Bak, rakibime 20 tane de dava açtım.’ Onlar da ‘Yaşasın, ne büyük lider, dünya lideri!’ mi diyecek? Kendini aldatan bir garip."
"Onlara karşı mücadelemden asla vazgeçmeyeceğim"
Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Eee... Bu tabii mahkemede tatmin etsin diye bunları söylemiyorum. 5. celsesindeyiz. 4 celse boyunca bunları anlattım zaten. Öyle bir beklentim de yok yani onu söyleyeyim. Ben millete konuşuyorum. Çok net yani. Çok farklı süreçlerden geçtiğim için millet benim muhatabım. Aziz milletime anlatıyorum. Benim Trabzon Akçaabat'ın Cevizli köyündeki 7 yaşındaki çocuğu anlatıyorum şu anda bunları. Hakkari'deki bir vatandaşımıza anlatıyorum. Edirne'deki bir kızımızı anlatıyorum. Balıkesir'deki bir teyzemizi anlatıyorum şu anda. Kızını, oğlunu okula yollayamayan anneye, babaya anlatıyorum.
Bir araştırma yaptı arkadaşlarım; üniversite kızlarla ilgili, üniversiteye giden kızlarımız ayda 5.000 lira ile geçinerek İstanbul'u- İstanbul'da üniversite okuma gayretinde olan insanlar yüzde 15-20 oranında. 5 bin lira! Yani yurdu var, bir iki tane bursu var ve 5 bin lira ailesinden alabiliyor. 10 bin lira, 12 bin lira... Nasıl geçinecek İstanbul'da? Onlara anlatıyorum bunu. Onun için yani evrakları teslim ettim, hepsini dosyaya sundum; bunları anlatmıyorum size. Utanç vesikası bir iddianame ve yazık edilen Türk yargısını anlatmıyorum, milletime anlatıyorum. Bu kumpasın içinde olan herkes bu hukuk cinayetinin faili olacak ve o failler günü geldiğinde hesap verecek, kimse! Tek tek. Onlara karşı mücadelemden bir an olsun vazgeçmeyeceğim. Buralarda söylediğim her günden, bir sonraki sözümde daha güçlü bir iradeyle bunu söylüyorum.
Bu mücadelem şahsi bir mücadele değil, bu ülkenin gençlerinin hak ve özgürlükleri mücadelesidir. Beni ikna edemedikleri her gün, toplumu ikna edemedikleri her an biraz daha gerildiklerini biliyorum. Biraz daha azgın hırs ve ihtiraslara büründüklerini görüyorum. "Bir gerekçe daha icat edelim" diye gece gündüz çalıştıklarını biliyorum. "Bir suçlama daha ekleyelim, aile fertlerine ıstırap, işkence çektirelim" diye nasıl adi kararları aldıklarını görüyorum. Bu bir hakikat arayışı mıymış? Asla değil.
Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim, biliyor mu- hapiste unuttular onu. Yargılamasını bile yapamıyorlar şu anda. Adamı uydurdular, hapse attılar ya! Bir beyanla hapse attılar adamı ya! Neymiş? Uyuşturucu kullanmış ve uyuşturucu temin etmiş. Testleri negatif çıktı, bu sefer adamı uyuşturucu tüccarı yaptılar, biliyor musunuz? Sonra tüccar yaptılar, dediler: ‘Konu Bodrum'undur’, mahkemeyi oraya yolladılar. Bodrum Mahkemesi ‘Aman aman’ dedi, ‘biz bunlara bakamayız’, Bakırköy'e yolladılar. O dedi ki: ‘Ben de bakamam’ dedi. Şimdi Yargıtay'da, adam yatıyor! Aileye, aileye saldırıyorlar, aileye! Utanç verici bunlar, utanç!
Çıkacak ne diyecek? ‘Ey devlet başkanları!’ Hani eskiden diyordu ya: ‘Ey Amerika! Ey Avrupa!’ Şimdi diyecek ki: ‘Ey devlet başkanları! Ne derseniz o. Ama bak ben böyle yapıyorum.’ Utanç verici! Tek sebebi var; koltuğu kendine ait zannediyor. Değil! Sana ait değil ya. Milletin oyuyla seçilirsin, seçilmediğin zaman da tıpış tıpış gidersin. Onun için bir adamın verdiği talimatla iptal edilen diplomam hakkında beni sorgularken ben de şunu sorguluyorum, söyleyeyim: Sizin diplomanızı kim koruyacak? Yarın verdiğiniz bu kararları kim koruyacak? Ne kadar geçerli olacak verdiğiniz kararlar? Kalıcı mı olacak zannediyorsunuz?”
'Neşemizi çalamayacaklar'
Komedyen Deniz Göktaş'ın tutuklanmasına tepki gösteren İmamoğlu şöyle devam etti.
"Mizaha bile tahammülleri kalmadı. Deniz Göktaş adında genç bir kardeşimiz. Ben de vallahi ilk kez haberde çıkınca gördüm. Notlarını yolladılar. Bana da hicivler yapmış, güldüm okurken. ‘Ben de’ dedi, ‘gidiyorum. Yanıma sadece bir fanila aldım, bir şey aldım. Zaten fazla kalamam, geri döneceğim ülkeme’ dedi. Adamcağız, genç adam döndü. Adamı tutukladılar. Ters kelepçe yapıp kameranın önünde dört defa, beş defa gezdirdiler delikanlıyı. Niye? ’iyi çekim yapalım’ diye. Ya, ya bu ülkenin kolluk gücü, bu ülkenin yargısı bunu ne zaman yaptı? Ben hatırlamıyorum ya. Bunu bir buçuk senedir yapıyorlar. Bunu ne zaman yaptı? Bu ne zaman bu hale geldi yani? Bu ülkenin yargısı ne zaman bu hale geldi? Ve gencecik adamı tutukladılar ya. Tutukladılar, attılar kuyu tipi hücreye, Çorlu’ya. Milletin iradesini bir çırpıda çalanlar şimdi kahkahadan korkup neşesini çalmaya çalışıyorlar. Böyle bir hırsızlık olur mu ya? Ama neşemizi çalamayacaklar.
Adliye koridorlarını magazin koridorlarına çevirdiler. İsimler değişti, başlıklar değişti, dosya numaraları değişti, yöntem değişmedi. Etkin pişmanlıkçılar, ‘pişmancık’ diyor bir tutsak arkadaşımız bunlara, ‘etkin pişmancıklar.’ Kamuoyu önünde peşinen mahkum edilen insanlar. Beyanlarla.
Bu ülkede korkuyu yaymak istiyorlar ey halkım! İnsanlara ‘Konuşma’ diyorlar. İnsanlara, şirketlere ‘İtaat et’ diyorlar. Sanatçılara ‘Sus’ diyorlar. Gazetecilere ‘Yazma’ diyorlar. Akademisyenlere ‘Düşünme’ diyorlar. Komedyene ‘Güldürme’ diyorlar. Sanatçıya ‘Konuşma’ diyorlar. Millete ise korku ve endişe içinde yaşamasını dayatıyorlar. Halbuki biz hangi terbiye ile büyüdük? ‘Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.’ Öyle değil mi? Bunu söylemek kolay ama milletine korku aşıla. İstiklal Marşı’mız ne diyor? ‘Korkma!’ ‘Korkma’ diye başlıyor yani ya. Mehmet Akif niye ‘Korkma’ diye başlattı? En zor koşullarda niye ‘Korkma’ diye yazdı? Ben korkmuyorum. 86 milyon yurttaşın da korkmayacağını düşünüyorum, öyle hissediyorum."