TÜRKİYE KENDİ AŞISINI BAŞARABİLİR Mİ?

 Avrupa”nın hemen her yerinde 11 Mayıs itibarı ile normalleşme yönünde adımlar atılması kararı dikkat çekici. Bu konuda muhtelif rivayetler var..Mesela; söylentiler arasında sürü bağışıklığı kazanılması bakımından uluslararası bir mutabakat olabileceği ihtimali de konuşuluyor.Tabii, bilim kurullarının kaygıları dikkate alınarak gevşeme yönünde kararlar alındığını düşünüyoruz.

Bildiğiniz gibi; diğer taraftan da yeni “covid 19” vakaları ve ölümler devam ediyor. Malum; her akşam ekranda Koronovirüs bilançosu karşımıza geliyor... Elbette, rakamlar iyileşme yönünde sinyal üreten bir tablo oluşturuyor. Ancak, Japonya örneğinde olduğu gibi, bizi gelmiş olduğumuz noktadan başa döndürecek bir hataya düşmemeyi de dikkatlerden uzak tutmamalı.

Bildiğiniz gibi, henüz sosyal bilinç oluşturma sürecinde olduğumuz için maske kullanımı konusunda tartışmaları geride bırakabilmiş değiliz. Sağda solda maskesiz dolaşan, ya da toplu taşıma araçlarında maskeyi çenesinin altına takmış olan insanları bir süre daha görmeye devam edeceğimiz anlaşılıyor. Bilindiği gibi bu hastalığın ilacı ve özgün bir tedavisi yok. Muhtemel bir ikinci dalganın şiddeti de bilinmezler arasında… Hastalığı atlatmış, geçirmiş olanlar da bağışıklık gelişiyor mu sorusunun cevabı da henüz netleşmiş değil. Böylesine belirsizlikler arz eden, bulanık, flu bir salgın fotoğrafını artık ister istemez kanıksadığımız da söylenebilir.

Tabii, fotoğrafın günlük yaşam ve sosyo ekonomik tarafı da iç açıcı değil. Mesela, iki gün önce Eminönü meydanında bir gazete bayiine günde kaç gazete satıldığını bizatihi sordum. Sıkıntılı olduğu her halinden belli olan bayii sadece beş altı adet gazete satabildiğini söyledi. Kadıköy, meydan da bulunan başka bir bayii de ancak 30 civarında gazete satıldığını belirtti. Normal zamanda bu meydanlarda bulunan bir gazete bayisinde günde üçyüz- beşyüz adet gazete satıldığı biliniyordu. Günlük gazete satışlarında böylesine büyük bir gerileme kaydedilmiş olması salgının günlük yaşantımız üzerindeki etkisi bakımından hayli düşündürücü.

Bu arada yapılan PCR testlerinde yanılma, yani yanlış pozitif ve negatif konusu çok konuşulur hale geldi. Testlerin doğruluk oranının iyimser ihtimalle yüzde yetmiş civarında olduğu biliniyor. Mesela; “Covid19” semptomları tespit edildiği halde PCR testin de negatif görülen hastaların protokol kayıtlarına “viral enfeksiyon” olarak geçtiği söylentileri de olayın bir başka boyutu. Enfekte olan vaka sayısının tam olarak tespit edilebilmesi için test sayısının yüzbinler seviyesine çıkarılması görüşü de yaygın. Almanya bu yönde önemli bir hamle yapmayı başarmış. Günde yüz binlerce test uygulaması yapıldığı gelen bilgiler arasında.

Sevgili dostlar, İsviçre aşıyı daha şimdiden zorunlu getirmiş durumda. Muhtemelen, bir süre sonra diğer Avrupa ülkeleri de aşının kullanıma hazır hale gelmesini beklemeden zorunlu kılacak… Önümüzdeki süreçte, büyük ihtimalle aşı belgesi olmayan vize filan da alamayacak. Yani, uluslararası seyahat edemeyecek… Velev ki, ABD li ilaç şirketi daha önce yaptığı açıklamada belirttiği gibi önümüzdeki sonbaharda geliştirdiği aşıyı kullanıma hazır hale getirdi ve onay aldı… İlk fasılada dünya nüfusunun yarısı aşılanacak olsa dört milyar civarında aşı kiti gerekiyor. Bizim bu şirketin üretmiş olduğu aşıdan yeterli sayıda aşı alabileceğimizi düşünebiliyor musunuz?

Elbette, daha önceki yazımda belirtmiş olduğum gibi bir aşının geliştirilerek kullanıma hazır hale getirilmesi çok zorlu bir süreç, deneyler, bilimsel olgunluk kazanarak güvenilir hale gelebilmesi filan, takdir edersiniz ki kolay bir iş değil..Geçmişte geliştirilmesi on yıl süren aşılar var. Mesela kaba kulak aşısı dört yılda geliştirilebilmiş. Bildiğiniz gibi günümüzde bilimin teknolojik gücü de elbette geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde gelişmiş durumda. Yalnız tabii, bu Koronovirüs olgusunun doğanın akışında hangi yönde evrilerek, yarın nasıl bir formasyonla karşımıza çıkacağı da meçhul. Tahmin edeceğiniz gibi bütün olasılıklar dikkate alınarak dünyada ve Türkiye”de çok sayıda aşı çalışması yürütüldüğünü biliyoruz. Bizdeki aşı geliştirme çalışmalarının hayvanlar üzerinde denenmeye başlandığını da öğrenmiş bulunuyoruz. Ben Türkiye”nin kendi aşısını geliştirip hatta Uluslararası denklik belgesini de alarak kullanıma sunabilmeyi başarabileceğine inanıyorum. Açıkçası önümüzdeki tablo başarmak durumunda olduğumuza işaret ediyor. Değişik üniversite ve kurumlar da aşı çalışması yürüten ekiplerimizin, yurt dışındaki aşı çalışmalarında görev almış olan, Türk bilim insanları ile bilgi paylaşımında bulunarak çalışmaları belli bir düzeye getirmiş olması da umutlarımızı yeşertiyor.

Tedbirli olun sağlıkla kalın efendim.