TANRI HÂLÂ BURADA MI?

Eskimeyen Yazılarım

TANRI HÂLÂ BURADA MI?

*

Çözümlemeci ruhbilimin kurucusu Jung (1875 – 1961), Afrika’da gördüğü bir yerli kulübesini çok sevmiş. Zürih’in Bollingen Gölü kıyısında, o kulübenin büyüğünü kendi elleriyle yapmış. Taştan…

Yeni evinin bir duvar taşına şu yazıyı kazımış:

“Soğuk olsa da olmasa da Tanrı burada.”

Söz konusu ‘soğuk’; kısa süre önce annesi ölmüş olan psikanalistin ruhsal yönden ‘buz kesmesi’ midir? Isıtamadığı taş evi mi?

Zürih‘in havası mı?

Bilen yok.

BOĞAZ’DA EFKÂRINAZAR!

(...) İstanbul, çok garip bir kent oldu. Ömür törpüsü araç trafiğiyle; giderek daha da niteliksizleşen (...) karanlık bakışlı kalabalıklarıyla bizi hem ‘boğuyor’ hem de Kavafis’in dediği gibi ‘peşimizi bırakmıyor’!

Evde akşam vakti, biraz uzaktan da olsa Boğaziçi’ni seyre koyulduk...

Hava açık. Anadolu yakası, lacivert kadife mahfazasının içinde büyüleyici parıltıları aralıksız titreşen Kaşıkçı elması; arada hava hafiften bulutlanınca kendi iç dizemini bulmuş olmaktan pek memnun bir durağanlığa bürünüyor. Eskilerin “efkârınazar” dedikleri; çok güzel bir kadının, kendisine yönelen bakışlardan ‘yorgun düşmesi’ gibi keyifli bir tembellik içinde…

Bu düşüncelerle uyuyakalmışız.

Düşte kendimizi, IŞİD’in hazirandaki İstanbul Atatürk Havalimanı saldırısının ortasında bulduk; 45 ölü, 236 yaralı. Feryat figan arasında yöneldiğimiz taksilerin sürücüleri, sözleşmiş gibi peşin 100 dolar istediler bizden.

Ardından düş perisince, Fransa Nice‘te yaşanan IŞİD terörüne ışınlandık! Dinbaz cani, Fransız Devrimi’nin yıldönümünü kutlayan halkın arasına kamyonla dalmıştı; 84 ölü, 202 yaralı. Biz yine 100 dolar ürküsüne kapılırken Fransız taksiciler açıkladı:

– Sabaha dek ücretsiz taşıyacağız.

O rahatlık içinde bir taksiye atlayıp sinemaya gittik. Kurosava’nın “Dersu Uzala” filmiydi oynatılan. Düş bu ya; -filmde olmamasına karşın- Yakut Türk’ü Dersu, eline aldığı ‘soğuk’ külleri üfleyerek mucizeyi başardı; ateş yaktı.

Derken, Dersu’nun avuçlarındaki kül yığını, insan yüreklerine dönüştü bir anda. Onları da üfleye üfleye, doğuştan içlerinde varolan ‘sevgi ateşini’ canlandırmaya çalıştı halk bilgesi. Akciğerlerindeki bütün havayı, yüzü kıpkırmızı kesilinceye değin üfledi ama nasıl insanların yürekleriyse bunlar, en küçük sevgi kıvılcımı bile çakmadı. Sonra umutsuz bakışlarla arkasına dönüp mırıldandı, Dersu:

– Tanrı hâlâ burada mı?

(25 Kasım 2016)