İstanbul’a her gelişimde niyetlendiğim, ancak hep niyet olarak kalan Kent Lokantası
ziyaretim nihayet gerçekleşti. 17 Ocak Cumartesi günü , son halini görmek için Üsküdar
Meydanı’nında gezerken Kent Lokantası gözüme ilişti.
Yakından görmek için oraya yöneldim. Dışarıya ‘‘günün menüsü’’ yazılmış; ‘‘-Ezogelin çorba, -
Etli nohut, -Pilav, -Turşu, ekmek, su. İstanbul Kart 90 TL. Banka Kartı 100 TL.’’
Baktım sıra çok uzun değil. Girdim kuyruğa. Fazla beklemeden sıra bana geldi.
Gayet güler yüzlü bir hanımefendi ‘‘Hoş geldiniz’’ dedi. Kart okuyucuyu uzattı. Ödemeden
sonra yemeğinizi alıyorsunuz.
Fabrika yemekhanelerindeki gibi metal tabldot tabağında değil, gördüğünüz beyaz tabaklara
yemekler konuluyor. Yemek dağıtanlar da güler yüzle tabakları doldurup hazırlıyor, ‘‘Afiyet
olsun efendim’’le size veriyor.
Yemek tepsimi aldım, iki kişinin oturduğu dört kişilik masadaki boş yerlerden birine oturdum.
Önce sırayla yemeklerin tadına baktım.
Çorba, kıvamından tadına, her şeyiyle tam ayarında. Nohuttan bir kaşık aldım;
çocukluğumdan damağımda izi duran yemeklerine uzandım. Arpa şehriyeli pilav olması
gerektiği gibi; taneler tek tek sayılıyor, dirilik ya da lapalık yok. Turşunun tuzundan
korkuyordum; o da rahatsız etmiyor.
Üçüncü sınıf lokantalardaki çorba fiyatına dört tür yemek.
Pek çok ucuzcu lokantadaki gibi ‘‘Hemşerim bu fiyata çorba bulmuşsun, daha ne
bakınıyorsun’’ havasından iğneleyici, incitici bir tavır yok.
Karşısındakinin insan olduğunun bilen, insanı sevip sayan bir tavırla karşılama var.
Masadakilere ‘‘Yemekler çok lezzetli, her şey olması gerektiği gibi. Çalışanlar da güler yüzlü,
saygılı’’ dedim.
‘‘İlk kez mi geliyorsun?’’ diye sordular.
‘‘Evet’’ dedim.
Onlar sık sık geliyormuş…
‘‘Her zaman böyle. Döner dahil her tür yemek çıkıyor. Hepsi de güzel oluyor. Çalışanlar da
her zaman böyle. Şimdiye kadar çatık kaş, somurtan yüz görmedik’’ dediler.
Fiyatlardan, evde aynı fiyata bu yemeği çıkarmanın zor olduğundan konuştuk.
Bir yandan da salondakilere göz gezdirdim. Herkes memnun. Yüksek sesle konuşan yok.
Kimse geyik yapmaya dalıp masaları uzun süre işgal etmiyor. Yemeğini bitiren, tepsisini boş
arabasına bırakıyor, çalışanlara teşekkür edip gidiyor.
Bir şey daha dikkatimi çekti; tepsisini taşıyamayacak durumda olanların tepsisini bir görevli
masaya götürüyor.
İtici, incitici, irite edici bir davranış yok.
Pek çok insana önemsiz gibi gelebilir, ilk başta da öyle nitelemeler yapılmıştı ama gerçekten
önemli, bir başarılı bir adım.
Siyasetteki Ekrem İmamoğlu korkusunun, yemek eleştirmeni ve akademisyen Vedat Milor’a
‘‘Kent Lokantası soruşturması’’ açacak dereceye varmasını, şimdi daha iyi anladım.
mustaydn@gmail.com