İnsanın doğası değişmedikçe distopyalar gerçek olacak

 

İzmir’de 30 Ekim’de meydana gelen depremin ardından arama kurtarma çalışmalarıyla geçen bir haftadan merhaba sevgili “Dünlük”… Küçük mucizelere tanık olsak da acılarla dolu bir haftaydı, öyle ki ‘iyiyim’ demeye utandım çoğu zaman.

Kendimi gündemden ya da kişisel nedenlerle kötü hissettiğimde kaçtığım tek yer kitaplar. Çoğunlukla da mutlu sonla bitenler tercihim. Ama bu aralar onu bile düzenli olarak okuyamadım, kendimi veremedim. O yüzden de istediğim hızda ilerleyemedim.

Bir süredir Edward Bellamy’nin yazdığı “Geriye Bakış-2000’den 1887’ye” kitabını okuyorum. Henüz başlardayım. Kitabın arka yüzünde “19. yüzyıla has romantik bir ütopya” yazıyor. Bence de öyle. Ama belki de şu sıralar en ihtiyacım olan ütopya hayalidir.

Kitabın kahramanı Julian West uyku sorunları olan bir adam. O yüzden hipnozla uyuyabiliyor ancak. Onun için de kendisine şimdinin sığınakları gibi özel bir oda hazırlatmış. 1887 yılında uyuduğunda işçilerle işverenler arasındaki sorunlar yüzünden satın aldığı evin uzun bir süre bitirilemeyeceği gerçeğiyle yüzleşmiş West. Bu yüzden de nişanlısıyla evlenmesi erteleniyor. Ve hipnotik uykusundan uyandığında 2000 yılında buluyor kendisini. Dr. Leete ve ailesi ona ev sahipliği yapıyor ve 2000 yılının Amerika Birleşik Devletleri’ni anlatıyor.

Ülke yepyeni bir devlet düzeniyle yönetiliyor. Demokratik ve eşit bir toplum kurulmuş.

1887’den gelen Bay West hükümetin işlevlerinin genişletilmesi karşısında şaşkın şekilde “Benim zamanımda hükümetin normal işlevlerinin, tam olarak söylemek gerekirse, barışı sürdürmek ve halkı ortak düşmana karşı korumakla, yani asker ve polis güçleriyle sınırlı olduğu düşünülürdü” diyor. Dr. Leete’in cevabı “gerçek olsa ne güzel olurdu” denecek cinsten…

“Sizin zamanınızda hükümetler, uluslararası en ufak bir yanlış anlamada vatandaşlarını askere alıp yüz binlercesini ölüme ve sakatlanmaya göndermeye, bu sırada da servetlerini su gibi harcamaya alışkındılar; çoğu kez de kurbanlara makul hiçbir çıkar sağlamaksızın… Artık hiç savaşmıyoruz ve hükümetlerimiz de birer savaş gücü değil; ama işlevlerinin, her yurttaşı açlığa, soğuğa ve çıplaklığa karşı korumak ve tüm fiziksel ve ruhsal gereksinimlerini karşılamak için ekonomiyi birkaç yıllık bir dönemde yönetmek olduğu varsayılıyor.”

Bay West doğal olarak “Ülkenin servet yaratan aygıtının kontrolünün politikacılara emanet edecek bir düzenlemeden daha kötü bir şey düşünemezdik. O zamanki partiler arasındaki ayak oyunları açısından, bu aygıttan sağlanacak maddi çıkarlar çok fazlaydı” diyor ve ekliyor: “Demek ki insan doğasının kendisi de epeyce değişmiş.”

Kitabı henüz bitirmedim ama anahtar sözcüğün bu olduğunu düşünüyorum. Dünyanın gelişmesi için insan doğasının değişmesi gerekiyor. Bencilliğiyle, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen ve yükselebilmek için diğer insanları sadece merdiven basamağı olarak gören egosuyla, günümüz insanının dünyayı güzel bir hale getirmesine imkan yok!

O yüzden de daha çok George Orwell’in yazdığı 1984 gibi “distopyaların” gerçekleştiğini görüyoruz. Küçük ölçekli de olsa, büyük ölçekli de olsa… O yüzden doğrular ve gerçekler tıpkı 1984’te 2 artı 2 eşittir 5 diye kabul ettirilmesi gibi yalanlanıyor. Çünkü yalancılar daha güçlü. Ve inananları daha fazla!

1984’ün kahramanı Winston’ın gizli günlüğüne yazdığı bir cümleyle bitireyim bu haftaki sayfamı: “Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.”

* Ütopya- Gerçekleştirilmesi imkansız tasarı veya düşünce. (TDK) Aslında olmayan, tasarlanmış ideal toplum. (Vikipedi)

* Distopya- Çoğunlukla ütopik bir toplum anlayışının anti-tezini tanımlamak için kullanılır. Distopik bir toplum, otoriter-totaliter bir devlet modeli ya da benzer bir başka baskıcı sistem altında karakterize edilir. Kelime ilk defa John Stuart Mill tarafından 19. yüzyılda kullanılmıştır. (Vikipedi)