'EN UZUN GECE' BİTTİ Mİ?

kimeyen Yazılarım
'EN UZUN GECE' BİTTİ Mİ?
*
Kışın dondurucu ayazından yakınan Nasrettin Hoca'ya biri, takılmış:
- Hocam yazın yandım, kışın da dondum diyorsun. Ne olacak senin bu hâlin?
Hoca, soruya soruyla karşılık vermiş:
- Sen benim ilkbahar aleyhinde konuştuğumu hiç duydun mu?
Zemheri bilgesi (!) Ayaz Ata'yı düşünürken bu hoş fıkrayı anımsadık.
Kimileri, biz Türklerin, tarih sahnesine ancak İslamiyeti benimseyince çıkabildiğimiz saplantısından bir türlü kurtulamıyorlar.
Oysa binlerce yıl önce de biz bu sahnede vardık.
Üstelik günümüzde "yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü" deyip masum aydınlara yaşamı 'zindan' eden; doğaya, yeraltı / yer üstü
kaynaklarımıza 'hunharca' kıyan sözümüz ona dinibütünlerin anlayamayacakları bir 'ortak vicdan' sahibi olarak...
MİLLÍ DEĞER: 'NARDUGAN'
21 Aralık, "en uzun gece", biliyorsunuz.
Eski Türkler, her yılın 22 -24 Aralık arasındaki dönemini, Nardugan (doğan güneş) Bayramı olarak kutlarlardı.
Kutlamanın dayanağı, bilimsel:
22 Aralık'tan başlayarak geceler kısalıp gündüzler uzuyor. Atalarımız bu durumu, "aydınlığın karanlığa karşı kazandığı utku" diye yorumluyor. Ve tanrı Ülgen'in, güneşi daha fazla göstermesini, kendilerine verdiği bir armağan' sayıp kutluyorlar. Güzel giysilere bürünerek en yüksek tepedeki akçam ağacının çevresinde toplanıp dualar ederek Ülgen'in 'yaşam kaynağı' armağanına kendi bıraktıkları armağanlarla karşılık veriyorlar.
O törenlere, bölgenin en yaşlı ve saygın kişisi önderlik ediyor; yukarıda, şaka yolu 'zemheri bilgesi' dediğimiz kişiye "Ayaz Ata"
adı veriliyor.
Kazak - Türk yazınının en önemli adlarından şair / müzik insanı Abay Kunanbayev'in (1845-1904) Ayaz Ata'yı betimlediği şiiri:
"Ak giyimli gövdeli, ak sakallı/ Kör ve sağır tanımaz diri canlı / Üstü başı ak kır, rengi soğuk/ Bastığı yeri gıcırdatıp, gelip kaldı. /
Nefesi tipi, ayazla kar/ İhtiyar baba: Kış, gelip hüzün saldı. / Uçmaz külahını ok gibi dimdik yapıp / Ayazla kızarıp parladı. / Bulut gibi
kaşları kapamış iki gözün / Başını silkse kar yağdırıp seni zorladı."
(...) İnsanlığın özlemini yansıtan 'aydınlığın, karanlığa karşı utku kazanması', salt bizim atalarımıza özgü bir bayram nedeni olamaz elbet.
Örneğin, Norveç mitolojisine göre, "trol" adı verilen kötülük simgesi eciş bücüş yaratıkların, güneşi görünce 'taş kesilmeleri' de coşkuyla karşılanıyormuş.
Çok doğru bir 'adaşlık' bağı kurularak bizim sosyal medyada "trol" denilen 'iktidar beslemesi' tipler de varlıklarını yarasa gibi karanlığa borçlular. Aydından, aydınlıktan nefret ediyorlar.
(...) Yahya Kemal Beyatlı'nın (1884 - 1958) aşağıdaki 'ölümsüz' dizeleri bize, her yılın 365 gününü, hiç abartısız 'en uzun gece' olarak
yaşatanlara gitsin:
"Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi."
(25 Aralık 2024 YeniGün)