Bu hafta huzuru “Gizli Bahçe”de buldum

Bir günde dört mevsimi bir arada yaşadığımız ve bir gün gibi geçen bir haftadan merhaba sevgili “Dünlük”… Geçen hafta ülkedeki kötü olaylar, kötü kişiler yüzünden depresyon tarafından kovalanıyormuş gibi hissettiğimi yazmıştım hatırlarsan. Umarım okuyanlar da hatırlıyordur. Bu hafta depresyondan saklanacak bir “Gizli Bahçe” buldum. Önünden geçerken muhakkak uğradığım İş Bankası Yayınları’nda çıktı karşıma. Frances Hodgson Burnett’in yazdığı bir kitap “Gizli Bahçe”.

Aslında bütün karakterlerinin çocuk olması nedeniyle çocuk kitabı olarak sayılsa da ben huzuru buldum bu kitabı okurken. Sadece üzüldüğümde ya da sinirlendiğimde değil, çok güzel duygular hissettiğimde de ağlarım. Bu kitapta da güzel duygular yüzünden ağladım. Ama bu daha çok bir rahatlama ağlamasıydı.

Ana karakter Marry Lennox Hindistan’daki ailesiyle yaşayan 8 yaşında bir kız. Annesi ve babası onunla ilgilenmiyor. Sadece maddi ihtiyaçlarını karşılıyor, manevi ihtiyaçlarını ise onu ve ailesini “sahip” olarak gören Ayah karşılıyor. Sevgiden habersiz, şımarık, bencil, hatta şiddetten kaçınmayan bir kız Mary. Annesi onunla o kadar ilgisiz ki, anne demeyi bilmez, o da diğerleri gibi “Memsahip” der. Bütün köyle birlikte ailesi de koleradan öldüğünde İngiltere’ye bir akrabasının yanına getirilir Marry. Bu şımarık, bencil, sıska kızı gözden uzak tuttukları müddetçe her ihtiyacını karşılayacaktır o akraba. Bu kilitli odaları ve bahçeleri olan, uzaktan ağlama ve çığlık sesleri gelen büyük evde Marry, hem kendisini hem gizemli bir bahçeyi keşfedecektir. Bir de annesi öldükten sonra hastalıklı ve sakat olduğu gerekçesiyle gözden uzakta tutulan kuzeni Colin’i…

Konusu özetle böyle. Ama içinde öyle güzel bir gelişim öyküsü var ki, değme kişisel gelişim kitaplarının yapamadığını yaptı bana. Huzuru gösterdi.

“Elbette dünyada sayısız Sihir olmalı ama insanlar bunun neye benzediğini veya nasıl yapılacağını bilmiyor. Belki de başlangıç, güzel şeyler meydana gelinceye kadar güzel şeyler olacağını söylemektir sadece”… Altını çizdim bu cümlenin. Belki de bizler güzel şeyler olacağını söylemeyi bıraktık. Kötü şeyler olmasın diye dua ederken bir yandan da gözümüzü korkuyla kapatıp kötü şeylerin olmasını bekledik. O yüzden de güzel şeyler terk etti dünyayı…

Kitapta bir bölümün daha altını çizdim:

“Bir şeyi tekrar tekrar söyleyerek ve zihnine sonsuza dek yerleşene kadar düşünerek öğreniyorsun, sanırım Sihir için de aynısı olacaktır. Onu size gelmesi ve yardım etmesi için sürekli çağırırsanız bir parçanız olacak, yanınızda kalacak ve işini yapacaktır.”

1911 yılında yazılmış bir kitap “Gizli Bahçe”… Birçok kez tiyatroya ve filme de aktarılmış. Ben kendi hayal gücümdeki bahçeyi kaybetmemek adına filmini seyretmeme kararı aldım. En azından uzunca bir süre…

Eğer çocuklarınız varsa muhakkak okutun. Hatta kendiniz de okuyun. Hayal gücünüzün genişlediğini, içinizin umutla dolduğunu hissedeceksiniz. Yine kitaptan bir cümleyle bitireyim yazıyı:

“Üzücü veya kötü bir düşüncenin zihninize girmesine izin vermek, kızıl mikrobunun vücudunuza girmesine izin vermek kadar tehlikelidir. İçinize girdikten sonra orada kalmasına izin verirseniz, yaşadığınız sürece ondan asla kurtulamayabilirsiniz.”