banner128

İSTANBUL'UN SU GÜNCESİ-NEDEN MUSLUKLARDAN SU İÇMİYORUZ?

Ülkemiz sanılanın aksine ulaşılabilir temiz su kaynakları sıkıntısı çekmeyen bir coğrafya değildir. 2030-2040 yılları için su kaynakları bakımından su fakiri kategorisinde yer alma riski altındayız. Buna bağlı olarak Türkiye’nin en gelişmiş metropolü olan İstanbul bugüne kadar birçok kuraklık tehtidi ile karşı karşıya kalmıştır. Ancak bugüne kadar yaşanan kuraklıkların en ciddisi bu yıl yaşanmış olan kuraklıktır. Bunun sebebi ise su sıkıntılarının genellikle yaz aylarında görülmesine rağmen  2020 yılının son aylarında İstanbul barajlarının doluluk oranının  %20’nin altına düşmesidir. Yaşanan son yağışlarla birlikte doluluk oranı artarken bu oran yaz aylarında %70lere kadar ulaşmıştır. Ancak bu doluluk oranları nüfus artışına ve iklim değişikliğine bağlı olarak su kaynaklarımızın kritik noktaya ulaşacağı gerçeğini değiştirmemektedir.

İstanbul’un su ihtiyacı: Ömerli, Darlık, Elmalı 1 ve 2 , Terkos, Alibeyköy, Büyükçekmece,  Sazlıdere, Kazan Dere, Pabuçdere barajlarından karşılanır iken Istrancalar, Yeşilçay Regülatörü, Melen 1 ve 2 Regülatörleri, Şile Keson Kuyuları da önemli diğer su kaynaklarıdır.

; İSKİ tarafından yayınlanan 2020 faaliyet raporuna göre su kaynakları, atık su miktarı, arıtma tesislerinin durumu şöyledir ;

İÇME SUYU

ATIK SU

  • Su Kaynaklarının Yıllık Verimi:

1 milyar 653 milyon m3/yıl

  • Arıtılan Yıllık Atık Su Miktarı: 1 milyar 396 milyon  m3/yıl
  • İçme Suyu Arıtma Tesislerinin Sayısı:

21 adet

  • Atık Su Arıtma Tesislerinin Sayısı: 88 adet
  • İçme Suyu Arıtma Tesislerinin Kapasitesi: 4.352.220 m3/gün
  • Arıtılan Günlük Ortalama Atık Su Miktarı : 3.825.153 m3 /gün
  • Şehre Verilen Günlük Ortalama Su Miktarı: 2.934.792 m3 /gün
  • Atık Su Arıtma Tesislerinin Toplam Kapasitesi : 5.811.910 m3 /gün

İçme suyu temini sağlayabilmek için Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Terkos Gölleri ile Elmalı, Alibey ve Ömerli Baraj Göllerini kullanmaktadır. 21 adet bulunan içmesuyu arıtma tesisleri ile İstanbul temiz su kaynaklarına ulaşmaktadır. Atıksuların arıtılmasında ise konvansiyonel arıtma yöntemlerinin (fiziksel, kimyasal ve biyolojik arıtma) yetersiz kalması ile ileri biyolojik arıtma yöntemlerinin önemi giderek artmaktadır.  İstanbul’da atıksuların yanlızca %30’u ileri biyojik arıtma ile arıtılmakta ağırlıklı olarak ön arıtma işlemleri uygulanmaktadır.

Peki tüm bu arıtma işlemlerine rağmen neden İstanbul’da musluklardan su içemiyoruz?

Aslında bilimsel açıdan bir sorun olmasızın musluktan su içebiliriz! Çünkü İstanbul’da musluktan akan su Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmelik’e göre mikrobiyolojik, kimyasal, fiziksel ve radyoaktif parametrelere uygun bulunmaktadır.  Ayrıca İstanbul’un musluğundan akan su  EC, WHO, EPA ve TSE’nin öngördüğü kriterleri de sağlamaktadır. Musluktan su içemememizin sebebi damak tadımızın sertliği giderilmiş daha yumuşak ve klorsuz suya alışmış olması. Temiz su kaynakları isale hatları ile arıtma tesislerinden şebekelere aktarılırken bir dizi işlem geçirir. Bu işlemlerin önemli bir  adımı dezenfeksiyon yöntemi olan klorlamadır. Musluk suyunda mevcut olan klor, sertlik ,ph gibi parametreler bizim alışık olduğumuz damacana suyunun tadı ile örtüşmemektedir. Ayrıca bazı durumlarda isale hatlarının temiz olmaması, suyun fazla beklemiş olması gibi nedenlerden ötürü musluktan akan suyun tadı değişmektedir. Ancak bazı durumlara  zamanla alışılabileceğini söylemek yanlış olmaz sanırım. İSKİ Kağıthane Atıksu Laboratuvarı’nda staj yaparken öğlenleri  personeller yemekhanede musluk suyundan doldurulmuş sürahiden su içerken ben bir türlü içemezdim , tadı hoşuma gitmezdi. Halbuki bilimsel olarak içilebilirliği aşikar..

Bir yandan da büyük bir sektör ve hizmet  zinciri haline gelen damacana suları hakkında tartışmak gerekli. Damacana suları da yine Sağlık Bakanlığı tarafından ilgili yönetmeliğe göre 187 parametrede incelenip analiz edilmekte. Fakat her ambalajlı ürün gibi damacana suyunun da sağlığı olumsuz etkileme potansiyeli yüksek. Güneş gören yerlerde bekleyen damacana şişeleri güneşle temas ettiği için bünyesinde mikroplastik üretmekte. 5 mm ile 1 m boyutlarında olan bu mikroplastikler insan sağlığı için büyük tehdit oluşturmaktadır.

Şimdiye kadar tartıştığımız konulara bakacak olursak SU ÇOK CİDDİ BİR İŞTİR. Temiz su kaynağı bulmak, su kaynağını temiz tutabilmek, kirlenen suları arıtabilmek, arıtacağımız atıksular için uygun verimliliği sağlayabilmek, içtiğimiz suyun tadını, kokusunu kontrol  etmek derken yapılacak çok fazla iş var. Ama hepimiz biliyoruz bu problemlerin temel çözümü toplumsal bilinç, duyarlılık ve hareket sağlayarak çocuklarımızı suyun kıymetini bilecek şekilde yetiştirmek.

Yaşamımızı devam ettirebilmek için su kaynaklarını sürdürülebilir şekilde tüketmek hepimizin insani görevi!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.